Sevgili Oğlum,

Çok değil, henüz iki aydır bizimle birliktesin…

Ama bu kadar kısa süre içerisinde bile öyle çok şey oldu ki, hangi birini seninle paylaşsam bilemedim…

Aktütün’e gizlenmiş kara vicdanlıların, anaların sevdalıların çocukların yüreklerini nasıl yasla tüttürdüğünü mü anlatsam?

Bu soğuk kış günlerinde, yasla tüten o bacaların her geçen gün arttığını, minicik evlerden kocaman ağıtlar yükseldiğini mi? Yoksa hiçbirinin kanının yerde kalmadığını, yağan karlar ve yağmurlarla her mevsim yeniden temizlendiğini mi söylesem?

Asırlardır ırkların, dinlerin, dillerin gökkuşağı oluşturduğu bu topraklarda artık sadece siyah beyazın saltanat sürdüğünü; her şeyin herkesin keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığını; kardeşin yabancıya, komşunun haine, dostun düşmana dönüştüğünü nasıl açıklasam sana?

Deniz güzelliktir, berekettir, huzurdur… Fener ışıktır, aydınlıktır oğlum derken sana bu iki kelime yan yana gelince yokluk, karanlık, vicdansızlık, mutsuzluk getirmiş demeye dilim varır mı?

Ya küçücük kızların ruhlarını görmekten aciz vahşileri korur, onları hiç “üzmez” adaletimizin kemik saydığını? Kemik yaşı büyük olursa gözyaşları görünmez oğlum, o zaman taciz de tecavüz de mümkündür mü desem sana?

Refah içinde yaşıyoruz bebeğim, yüreğin ne keder ne de gam dolsun, kriz bize uğramadı hamdolsun… Kriz yüzünden değil, beceriksiz birer keriz olduğumuzdan işimizden gücümüzden oluyoruz…

Ayakları sakat sokak köpeklerini, yürekleri sakat insanların sürükleyerek çöp kamyonuna attıklarını duysan sen de bizim gibi hüzünlü gözlerle, insanlığından utanarak mı bakarsın evdeki köpeğimize?

Atamızın devrimleri birbir yok edilirken, onun bize gösterdiği aydınlık yolu kara bulutlar kaplamışken “Atam izindeyiz, izin bitsin çalışacağız” diyen bizlerin bir filmle ayaklanmamıza, enginlere sığmaz taşar oluşumuza şaşmaz mısın? Çocuklarımıza ne onu, ne de yaptıklarını anlatamadığımız için bir paket mısır patlağı süresi içinde kafalarının bulanmasına, “onunla ilgili bildiğim tek şey içkici olması” demesine yanmaz mısın?

Ah bebeğim…

Neyi nasıl anlatacağım sana?

Ve daha da önemli bütün bunların içinde doğru ve dürüst olmayı, vicdan sahibi ve cesur olmayı, hak yememeyi ama hakkını da yedirmemeyi nasıl öğreteceğim?..

İnsanların iyi olduğunu ama aynı zamanda çok da kötü olabileceğini; onlara güvenmeyi ama aynı zamandan temkinli olmayı nasıl anlatacağım kafan karışmadan?..

Kör kuyulara düşsen bile aydınlığa çıkaracak merdiveni aramaktan vazgeçmemeyi nasıl aşılayacağım sana?..

Şu masumluğunu, güzelliğini korumanı nasıl sağlayacağım?..

Yetişkin bir erkek ya da kadın olmanın yetmediğini, boyun ve yaşınla birlikte aklını ve yüreğini de geliştirmen gerektiğini anlatabilecek miyim doğru dürüst?

Neyi nasıl anlatacağım sana bebeğim? Neyi nasıl?..

Annen

 

 

Reklamlar