Had’di Müdafaa

Had meselesi çok hassas bir konu, kimse tam olarak bilmiyor.

O nedenle sürekli hatırlatanlar var, sağ olsunlar.

Çocukluğunuzda en az bir kez lunaparka gitmişsinizdir.

Orada bir makine vardır. Elinizde bir plastik çekiç olur, deliklerden kafasını çıkaran oyuncakların kafasına vurup içeri sokmaya çalışırsınız. Belli bir stratejisi yoktur, deliklere gözünüzü dikip her çıkana hızlıca vurursunuz.

Tam da o hale geldik.

Siyasetçi konuşmasın, gazeteci yazmasın, tiyatrocu oynamasın, şarkıcı söylemesin, bilim insanı araştırmasın…

Tarkan mesela dünyaca ünlü şarkıcı, bir şarkı yaptı. Aziz Sancar Nobel ödüllü bilim insanı, bilimsel bir görüşünü bildirdi.

Hooop ikisine de anında “haddini bil” dediler.

Haddini bilmek ne demek? “Gücünün ve yeteneğinin sınırlarını bilip, ona göre hareket etmek, konumuna ve durumuna uygun davranmak” (Ben söylemiyorum, TDK söylüyor. Yoksa ben kafama göre anlam yükleyecek kadar haddini bilmez değilim)

Bu durumda en azından Tarkan ve Aziz Sancar için “iyi had” indirimi uygulamak gerekmez mi?

Aziz Sancar şarkı söyleyip, Tarkan bilimsel açıklama yapsa daha mı iyiydi yani?

Aslında belki de daha ilginç olurdu, bilemedim şimdi.

Had meselesi, hassas dedim ama güzel ülkemin üzerinde en çabuk uzlaştığı konu da bu olsa gerek.

Kimse bilmiyor, kimsenin bilmediğini herkes biliyor, herkes her kimse ona bildiriyor.

Had’di müdafaa söz konusu ise gerisi teferruattır.

Nitekim haddidir haddi bilen milletimin istiklal.

Türkan Şanverdi Avcı