Etiketler

Daha önce de yazmıştım…

Son günlerde kendime bir önemli bir görev edindim.

Oğlumu siyasete hazırlıyorum.

İşe öncelikle fiziksel hazırlıktan başladım.

Yakın ve uzak dövüş sporlarını öğretiyorum.

Uçan tekme ile nasıl kafa atılır, boğaza yapışmış elden nasıl kaçılır, üzerine fırlatılmış ayakkabıdan kurtulurken ya da masaya kafayı koyup da uyuklarken bir yandan da nasıl imza atılır onları gösteriyorum.

Tabii bu süreçte eğitici filmlerden ve programlardan da destek alıyorum.

Evde hep Meclis TV açık; ayrıca bol bol Karate Kid izliyoruz ki, bir taraftan “cilalarken” diğer taraftan muhalife nasıl “patlatılır” öğrensin.

Pinokyo’nun burnu uzamadan, Kırmızı Başlıklı Kız kurdun gerçekte anneannesi olduğunu anlamadan, Uyuyan Güzel uyanmadan, kıskanç Kötü Kraliçenin elmasını yiyen Pamuk Prenses kurtulmadan televizyonu kapatıyorum.

Sonra maazallah kafasına “iyilerin kazandığı, yalan söylemenin kötü olduğu” gibi yanlış fikirler girmesin.

Sözlü dövüş sanatı üzerinde de çalışıyoruz elbette.

Kelime hazinesini “şerefsiz, ahlaksız, sütü bozuk, vicdansız, kalleş, cahil, dinsiz, soyguncu, çapsız ve benzeri” sıfatlarla zenginleştirmeye çalışıyorum.

Günde en az beş kere “sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye soruyorum ya da ona sorduruyorum.

Parfümümü değiştirdim, biber esansı sürüyorum, beslenme çantasına da mutlaka bir adet limon koyuyorum. Böylece biber gazı ve limonun ilişkisi hakkında şimdiden fikir sahibi olmaya başladı.

Ama duyarlı bir anne olarak paraya kıyıp da mutlaka “organik” biber kullanıyorum.

Okuldan eve geldiğinde, elimde hortumla kapıya çıkıp onu bir güzel ıslatıyorum. Suyun tazyiki biraz az ama olsun, neticede önemli olan teorik bilgi.

Her gün ona öğüt veriyorum.  “Oğlum, çaktırmadan arkadaşını it, elindeki oyuncağı al, sonra da git öğretmenine şikayet et” diye.

Sınıfta iyi, ahlaklı, terbiyeli, saygılı çocuklar varsa mutlaka uzak durmasını; bunun yerine disiplin cezası almış çocuklara gidip onlarla kucaklaşmasını tembihliyorum.

Fikirlerini soruyorum, ona seçim hakkı tanıyorum ve mutlaka tam aksini yapıyorum.

“Biz demokratik bir aileyiz, şikayetin ne ise” söyle diye sorup, cevabını alınca, “anneler ne derse o olur, cezalısın” diyerek onu odaya kapatıyorum.

Ardından Sevgili Beyime gidip “çok üzülüyorum bu çocuğun ağlamasına, cezasını kaldıracağım ama odanın anahtarı nerede bulamıyorum” diye dert yanıyorum.

Yolun karşısına nasıl geçeceğini anlatıyorum.

“Önce sola, sonra sağa bakacaksın. Yolun ortasında durup bekle ki, gerekirse tekrar sola bak, eğer müsaitse sağdan sağdan devam et, bekleme yapma”

Ama hakkını vermeliyim, hızlı öğreniyor.

Artık oyuncağı kırıldığında “dış mihrakların oyunu, ben bir şey yapmadım” diyor.

Yaptığım yemeği görüp de pizza siparişi veren babasına “Anne, milletin iradesi bu yönde” diye destek oluyor.

Dolaptaki bütün çikolatayı bitirip “ben hep seni düşünüyorum, anlamıyorsun, onları yiyip de kilo alma istiyorum” şeklinde savunuyor kendini.

Bir şey istediğinde ya da ona kızacağım bir durum olduğunda “ama ben seni çok seviyorum” diyerek gözlerini kırpıştırıyor.

Kendisi birine kızdığında “mutlaka hesabı sorulacaktır, ben büyük bir çocuğum beni yenemezler” diye söyleniyor.

Sanırım doğru yolda ilerliyoruz…

E o zaman?

Durmak yok, yola devam…

Türkan Şanverdi Avcı

27 Ağustos 2012

 

 

Reklamlar