Etiketler

Bazı dostlarım, sağ olsunlar olduğumdan fazla akıl ve meziyet yüklemişler ki bana, Balyoz, Ergenekon davaları ile derin devleti yorumlamamı istiyorlar.

Olan biteni benim de “aklım ile izah etmem mümkün değil” oysa.

Nitekim ben 70’li yılların sonunda doğma gafletini göstermiş bir vatandaşım.

O da ne demek mi?

Şöyle ki, “herhangi bir darbeyi hatırlamayacak yaşta olup da ebeveyni iki darbe görmüş ve bu nedenle apolet ihtimali karşısında bünyede apolitikliğin yerleştirilmeye çalışıldığı kuşak” diyorum ben kısaca (ya da uzunca).

Üniversiteyi kazandığım sene bana iki öğüt verilmişti:

–       Kızım, siyasi işlerden uzak dur;

–       Üniversitede bir koca buldun buldun, yoksa evde kalırsın.

Ki sene 1995’ti ve haliyle her ikisi de oldukça tuhaftı.

İkinci temenninin konumuzla bir ilgisi yok, o nedenle birinciden devam edeceğim.

Ben bir siyaset bilimci değilim, yani gözlemlerim tamamen kişiseldir, baştan belirteyim.

Kişisel tarihimde devlet derinleştikçe, çevremdekilerin “yum” balığı kimliğine büründüğünü söyleyebilirim.

Yani sığ sularda yüzen kum balıkları gibi “gözlerimi yumarım, vazifemi yaparım” durumu bir nevi.

İster korku deyin, ister yorgunluk ama derin sularda yüzmek yerine ayağımızın ucunun yere değdiği yerlerde burnumuzu kapatıp da boy vermeyi, soy sürdürmeyi tercih ederiz.

Dipten kum çıkarmaya çalışmak, vurgun yeme ihtimalidir nitekim.

Oysa Yum Balığı olmak güvenlidir, kumdan kalelerimizin bir dalga ile yıkılma ihtimalini unutup, neşelenmektir.

Fırtınalı denizi, bir adım ötesindeki dingin kumsallardan izlemektir.

Dalganın kıyıya vurduğu cam taşlarla kendimizi dünyanın en zengini hissetmektir.

Yaralarımızın, deniz kabuğu bağlamasıdır.

Başımızı sokup, gözümüzü açma cesaretini göstersek, engin sularda yüzen rengarenk balıkları görme ihtimalini bilmektir.

Aslına bakarsanız “küresel ısınma” raporlarını takip ettiğimizde “derin devlet” konusundan endişelenmemize de gerek kalmaz.

Zira dünyanın büyük kısmı yakın bir gelecekte sular altında kalacak.

Yani sadece Türkiye’de değil tüm dünyada “derin devletler” oluşacak.

– Sizin devletin derinliği nasıl?

– Korkma, bizimki boyu geçmez…

 

Ya da milletvekillerinin, Bakanların özgeçmişlerine yeni maddeler eklenecek : “çok iyi kurbağalama, kelebek yüzer, Parlamento’da şnorkelsiz dalıp dipten yasa tasarısı çıkarır…”

 

Bu kadar ciddi bir konuda geyik yapıyorum diye mi kızıyorsunuz?

Peki ben de şöyle sorayım o zaman:

“Çocuk tacizi suçundan hapiste olan birinin, “izinli” çıkıp da iki oğlan çocuğu ile öz teyzesine tecavüz ettiği ve kayıplara karıştığı bir ülkede “derin” düşünmek mi zor “yum” balığı kalmak mı?

Türkan Şanverdi Avcı

2 Eylül 2012

 

 

Reklamlar