“Tanrı hiç kimseye kaldıracağından çok yük vermiyor. Benim kapasitem buymuş…”

Benim için sözün bittiği yerdir bu…

Bir annenin, üstelik de ünlü ve başarılı bir annenin engelli çocuğu için söylediği söz bu…

Çocuğunun adı Dağhan…

Sanki her zorlukta Dağları aşıp da ona soluklanacak, şükredecek bir Han olsun diye… Bilemem…

Ama bir kabulleniş hali var ki “Dağhan’da başardığımız şey şu an bir mucize. Ben bu mucizeyi başarabildiysem çok güçlü bir kadınım. Ne çok günahkar bir kadın olduğum için Allah bana bu çocuğu verdi ne de bir şeyin bedelini ödüyorum. Dağhan’la beraber büyüdükçe cennete daha çok yaklaşıyorum ve inanıyorum onun adaletine…” derken…

Bunu ancak ve ancak, seven yürekli bir kadın söyleyebilir…

Birinin engelli olması çok zordur, üstelik de buna rağmen hayatla barışık olması…

Ama belki de daha zor olan sevdiğinin, canının engelli olmasıdır…

Biliyorum çünkü benim annemin gözleri de çok az görür, yüzde 95 görme özürlüdür…

Bütün çocukluğumu bunun hesaplaşması, kavgasıyla geçirdim ben…

Hep kavga ettim annemle, en çok da kendimle…

Kabul etmedim, isyan ettim…

“Niye benim annem arkadaşlarımınki gibi değil” dedim…

Çocuk aklımla anlayamadım onun yaşadığı zorlukları…

Her türlü zorluğa, benim “engel” gördüğüm şeylere boyun eğip de yılmadığını, kendiyle ve herkesle savaş verdiğini, üstelik edebiyat öğretmeni olup da başka çocukları yetiştirmeye çalıştığını…

Pişmanım, çünkü çok üzdüm onu… Çok kırdım… Çok sorguladım…

Ta ki yaş olarak değil ama yürek olarak büyüyene kadar…

Ondan aldığım ilham ve güçle hayatın “sözde engellerine” gülecek, “hadi oradan” diyecek olgunluğa erişene kadar…

Benim çok büyümem gerekti annemi anlamak için…

Ve anne olmam gerekti; “engelli çocuklarıyla” sapasağlam duran, ona kol göz, hatta beyin olan anneleri anlamak için…

Mücadeleden, yaşamaktan asla vazgeçmemem için…

Çocuğum sırf rahat nefes alabiliyor diye her gün Tanrı’ya şükretmek için…

Saçma sapan dertlerle kendime hayatı zindan etmemek için…

Gözü görmeyen insanlarla büyümem gerekti, asıl maharetin gözle değil yürekle görmek olduğunu öğrenmem için…

Benim “insan” olmam gerekti; insanları bedene, ırka, yaşa, cinsiyete hapsetmemem için…

Gerçek engelin zihnimizde, kalbimizde olduğunu fark etmem için…

Ve işte o gün şükrettim Tanrı’ya, böyle özel bir kadını benim annem yaptığı için…

Artık biliyorum ki, engeller sadece içimizde aslında…

Bizi hapseden, ruhumuzu daraltan…

Ve biliyorum ki sadece kalbimiz, inancımız perdeleri aralayan…

14 Temmuz 2010

Reklamlar