RTÜK terör haberlerinin yayınlanma şekliyle ilgili karar almış…

Yalnız bazı maddeler var aklıma takılan.

Örneğin “İstisnai durumlar dışında, şehit cenazelerinin törenlerinden ve şehit ailelerinin evinden canlı yayın yapılmaması ve acılı insanları rahatsız edecek röportajlara yer verilmemesi” tavsiye ediliyor.

Buradaki istisnai durum nedir çok merak ediyorum.

İstisna kapsamına giren şehitler hangileridir?

Dağlarda savaşarak şehit olanlar mı, İstanbul’da işine okuluna giderken şehit olanlar mı? Yoksa mayına basıp da ölen köylüler, çocuklar mı?

Ayrıca “TVYD ve ulusal televizyon kanalları tarafından belirlenen ilkelerden birinin de terör saldırıları ve doğal felaketlerle ilgili canlı yayınlara, deneyimli veya varsa konunun uzmanı muhabirlerin gönderilmesi” gerektiği söyleniyor.

Türkiye’de habercilik, muhabirlik yapan ve buna rağmen terör saldırıları ya da doğal felaketlerle ilgili uzmanlaşmamış birileri var mıdır?

Mesleğe adım attığı ilk günden, tasını tarağını toplayıp da emekli olduğu güne kadar en çok peşinde koştukları haberler bunlar değil mi? Öyle ki 30 yıl öncesinin gazete başlıklarıyla şimdiki manşetler neredeyse birbirinin aynı.

Bir çocuğun önüne koysak 30 yıl önceki gazeteleri, belki farkı ayırt edemez bile. Siyasetçiler de, konular da aynı… Sadece o zamanki ünlüleri tanımaz belki, ama onları da “yeni meşhur oldu bu evladım” diye anlatabiliriz.

Ha belki bir de “Başbakan amca nerede” diye sorabilir; ona da tatilde deriz…

Başka bir maddede ”Ayrıca, bu haberler yayınlanırken ürkütücü, izleyenleri paniğe sürükleyecek, toplumsal gerginliğe yol açacak görüntülerden kaçınılması” isteniyor ki bence bu madde son derece yerinde olmuş.

Sabah sabah “vuvuzela”nın muhteşem sesi eşliğinde yapılan “siyasi içerikli” basın toplantısı sesiyle güne başlamak beni cidden ürküttü! Hatta neredeyse “ailesel bir gerginliğe” yol açacaktım…

“Terör olaylarını haklı gösterecek, saldırıları gerçekleştirenlerin propagandası olarak algılanabilecek, bu tür saldırıları teşvik eder görünebilecek her türlü yayından kaçınılması”maddesini de şiddetle destekliyorum açıkçası.

Nitekim aydınlar, köşe yazarları, askerler hücrelerinde zevk-i sefa içinde yaşarken ve “ben bu rahatlığı hak etmiyorum, bu ilginin altında eziliyorum” diye ölürken ya da kendini öldürürken; zavallı Bay Öcalan’ın nasıl zor şartlar altında tutulduğunu, üstelik AİHM’ in bile ona destek çıkmadığını görünce içim parçalanıyor. “Hadi biz yaptık ama sen bari alma mazlumun ahını be AİHM” diyesim geliyor.

Ya da terör örgütünün Meclis’teki sözcüleri Zat-ı Muhterem vekillerin televizyonlardaki açıklamaları, kışkırtıcı propagandaları kötü düşüncelere sahip olmam için beni teşvik ediyor.

“İçimdeki öfkeyi tecrit ediyorum ama izin vermiyorlar, çok zor koşullar altındayım” diye ben de AİHM’e mektup yazmak istiyorum.

Yani anlamasam da birçok maddeye katılıyorum aslında.

Ama bir madde yüzünden bütün hayallerim son buldu.

Zira RTÜK’e “Recebin Takibindeki Ünlü Kadınlar” haberlerine de bir sınırlama konulsun lütfen diye başvuracaktım.

“Şahan”e esprileriyle zenginliğine zenginlik katan “sanatçımızın” bir tekneden bir tekneye, bir kadından bir kadına nasıl “ivedilikle” geçtiği haberlerinden çok sıkılmıştım çünkü…

Yıktın beni RTÜK…

Ne gerek vardı “söz konusu olay gelişen bir olay değilse ve sık sık yeni gelişmeler yaşanmıyorsa, canlı yayın kesilip normal yayına dönülmeli, gelişmeler bundan sonra haber bültenlerinde duyurulmalıdır” maddesine?

Anlaşılan o ki Recebimin canlı yayın haberlerinin son bulması ve “normal” yayına dönmemize daha çok zaman var…

15 Temmuz 2010

 

Reklamlar