Dün bir baba dedi ki “14 yaşında bıraktım kızımı, 21 yaşında geri alıyorum”

Yedi yılı babasından ayrı geçmiş bir kız çocuğu sarıldı babasına…

Anlayabilir misiniz?

Anlayabilir miyiz?

Ve bugün bir baba, 14 yaşında bıraktı oğlunu, asla kavuşamayacak şekilde.

14 yaşında vurdular, 15 yaşına komada girdi, 16 kilo öldü çocuk…

O 16 kilonun altında hepimizi ezip geçerek…

Anlayabilir misiniz?

Anlayabilir miyiz?

Sabahtan beri nereye bakacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım…

Elinde uçurtmayla koşan o çocuğun fotoğrafına bakıyorum boş boş…

Öyle çaresiz ve bitkin hissediyorum ki kendimi…

“En küçük ama en uzun direnendi” demiş birisi…

Umudumdu o küçük bedenin direnişi, uyanacak ve güzel günler göreceğiz diye dua ediyordum içimden.

Işığımı yitirdim bu sabah…

Ağzıma “ekmek” koymaktan, hiçbir şeyden haberi olmadan yanımda konuşup cıvıldayan çocuğuma “gülümseyerek” bakmaktan utandım.

İnsanlığımdan utandım, anneliğimden utandım…

Sayın Beyefendiler, Sayın Hanımefendiler…

Artık yeter!

Usandık, tükendik…

Çocuğumuza sarılırken diğer çocukları düşünüp de “utanç” duymaktan bıktık…

Çocuk seslerine, kahkahaya hasret kaldık…

Ne kavgalarınız umurumuzda, ne de karşılıklı çıkarlarınız…

İktidarınız da sizin olsun, muhalefetiniz de…

İsterseniz dünyanın bütün paralarını ve gücünü serelim önünüze…

Yeter ki uzak durun çocuklarımızdan…

Gülüşlerimizi, hayallerimizi geri verin bize…

Umudumuzu, ışığımızı tüketmeyin…

Vurmayın “uçurtmalarımızı” artık…

Anlayabilir misiniz?

Reklamlar