Sevgili oğlum,

Sana öğretmeye çalıştığımız en önemli şeylerden biri “dürüstlük”.

“Evet hata yaptım, üzgünüm” diyebilmek bir çok insana zor gelir ama aslında utancını içinde saklamanın ağırlığı altında çok daha fazla ezilirler.

O yük huzur vermez onlara…

Kapana kısılmış hissederler…

Gittikçe daha çok ağırlaşır, daha çok yaşlanırlar.

Sözüm tabii vicdan sahibi olanlara…

Yoksa, yalanı sahtekarlığı bir yaşam biçimi olarak benimsemişlerin, ruhları da kafaları da senden benden çok daha hafiftir.

Bak sana bir örnek vereyim.

Geçen gün yanlışlıkla arabayı duvara sürttüm, hem de babanın kıymetli arabasını.

Bana kızacağından korktum, söyleyemedim.

Arabayı ona verdiğim gün “aaa bu arabaya nolmuş, biri sürtmüş galiba, beyaz bir iz var yanında” diye gösterdim ona.

“Allah Allah kim yaptı ki?” diye düşündü.

Ofistekilerden biri mi, otoparkçı mı, şoför mü?

O kadar çok aday vardı ki, ben kolayca sıyrıldım.

Rahatlamış olmam gerekirken eve geldiğimde çok huzursuzdum.

Babana yalan söylemenin yanı sıra hatası olmayan birinin de suçlanma ihtimali vardı.

En azından babanın kafasında…

Dayanamadım ve akşam baban geldiğinde “bir itirafta bulunmak istiyorum, arabanın yanındaki beyaz sürtük benim!” dedim.

Tabii dürüstlüğümden mi yoksa daha şapşal bir tabir bulamamış olmamdan mı bilemem ama baban kızmak yerine kahkahalarla güldü.

Bütün akşam “oğlum, annene sor bakalım, arabanın yanındaki beyaz sürtük kimmiş?” diye benimle dalga geçti.

Tamam, şapşal bir dürüstüm; ama sonuçta vicdanım da ben de rahatladık.

Diyeceğim o ki oğlum; yalan dolan, kıvırtmak seni belki bir süre için kurtarır.

Oysa huzura ermenin tek yolu “dürüstçe” kabul etmektir hatayı.

Kimi zaman “arabanın yanındaki beyaz sürtük benim, özür dilerim” diyerek…

Kimi zaman da “medya çarpıtıyor, ben öyle demek istemedim” diye horon tepmek yerine “o lafı eden düdük benim, herkesten özür dilerim” diyerek.

Annen
2 Temmuz 2010

Reklamlar