Sevgili oğlum,

Aslında bu vahim olayı seninle paylaşmayacaktım, çünkü son 3 gündür yaşadıklarım, hissettiklerim kelimelere dökemeyeceğim kadar korkunç…

Çünkü kapıyı kırdırıp da o yedi gencecik çocuğu ilk bulan senin Teylan.

Hani sen doğduğun zaman “e ben hem kocanın hem de senin kardeşinim, şimdi bu bana Teyze mi diyecek Hala mı?” dediğinde annenin de “amaaan dert ettiğin şeye bak, Teyla der” diye cevap verdiği can dostumuz.

Ben bu kadar hayat dolu, bu kadar çılgın bir insanın bir gecede böylesine çöktüğüne ilk defa tanık oldum oğlum.

Bütün çocukları tek tek öptüğünü, uyandırmaya çalıştığını, yeğeni Özgür’ün üzerine yatıp da ısınmasını umduğunu söylediler ağlayarak.

İçim çekildi sanki, edecek söz bulamadım…

Ve o çocukların başında 4 saat boyunca savcıyı bekleyenlerden birisi senin baban.

Bir kamu görevlisi lütfedip de gelemediği için tam 4 saat boyunca o çocukların cansız bedenleri karşısında durup da hiçbir şey yapamayanların yaşadıkları travmayı gördüm ben, gözlerindeki hüznü yaşadım.

Baban da ben de öyle sarsıldık ki. O yüzden susacaktım, bunu sana yazmayacaktım. Böylesi bir anı olmasın istedim günlüklerinde.

Ama gazetelerde, televizyonlardaki “insan” kılığındaki yaratıkları görünce, bunu bilmen gerektiğini düşündüm.

Dilerim ileride bu satırları okurken “sahiden böyle insanlar var mıydı anne?” dersin.

Gördün mü hala içimizdeki insanlığın hasta yatağından kalkacağına ilişkin safça bir inancım var oğlum.

Utanmadan dediler ki “yılbaşı kutladılar, içtiler, eğlendiler hem de kızlı erkekli. Zinhar günah. E sonunda olacağı budur…”

Şaşırmadım… Bunlar “7,4 yetmedi mi?” diyebilmişlerdi…

Beceriksizce cenazeleri karıştırdılar da ailelere “sizdekini getirin, buradakini alın” dediler. Sanki kazak değiştirir gibi, öylesine rahat, öylesine duyarsız…

El insaf’tan başka kelime çıkamadı ağzımdan…

“Şirketimizin değerini düşürüyorsunuz bu eleştirilerle” dediler. Sanki giden bir evladın değerini karşılayabilecek şirket varmış gibi…

İnsanlığı, vicdanı ucuzlatmış olanların şirketlerinin değerini arttırmaya çalışmaları; hele de bunu daha çocukların cenazeleri bile kalkmadan, acılar ateş olmuş yakarken söyleyebilmesi üşüttü tüm benliğimi…

Ve kalkıp dediler ki “çocuklar çıplaktı!!!”

Yuh olsun sana da, kalıbına da ve eğer baba isen babalığına da…

Hiç utanmıyor musun o çocukların analarından babalarından? Hiç mi yüzün kızarmıyor, vicdanın sızlamıyor?

Baban oradaydı oğlum ve giden o canlardan biri Teyla’nın oğlu, her şeyi, kıymetlisi, biriciği Özgür’dü. İşte bu nedenle ben biliyorum ki o çocukların hepsi giyinikti…

Ama diyelim ki kıyafetleri yoktu ve diyelim ki çocuklar sevişiyordu, sana ne? Günah mı işliyorlar?

Senin ruhun, yüreğin, aklın böylesine çıplakken o çocukların bedenleri çıplak olsa ne olmasa ne?

Koştura koştura gittiğin Cuma namazında kendilerini savunamayacak bu çocuklara attığın iftiranın günahını affettirebilecek misin be adam?

Ah oğlum, öylesine içim yanıyor ki…

Ve bir yüce gönüllüye, Mevlana’ya sığınıyorum gözlerimde yaşlarla:

“Ne insanlar gördüm üstlerinde elbise yoktu, ne elbiseler gördüm içlerinde insan yoktu…”

Annen

 

 

Reklamlar