Sevgili Oğlum,

Senin baban bir hukukçu, ben ona inandığım gibi hukuka ve hukuk devletine de çok inanırım.

Zaman zaman anlamasam da nasıl işlediğini…

Örneğin kasıtlı olarak adam öldürmenin bile hafifletici nedeni varken, baklava çok kalorili olduğu için mi onu çalmanın cezası “çok ağırdır” anlamam…

Düşünmenin, düşündüğünü söylemenin en büyük suçlardan biri olarak görüldüğü ülkemde mayına, pusuya gizlenmiş sözde “demokrasi” mücadelesinin Milletin Meclisi’nde söz hakkı bulmasına anlam veremem…

Apartmanda köpek beslemek yasakken; ülkenin koynunda “yılan beslemek” ABilerimizin gözünde nasıl “demokratik özgürlüktür, insan hakkıdır” bir türlü çözemem…

Çocuklara tecavüz edenlerin hadım edilmesini; para için küçücük çocuğunu “fuhuş” ya da “evlilik” adı altında satanların ömür boyu hapiste kalmasını isterim; kendime özgür adalet duygumla…

Dedim ya oğlum, bizim ailenin hukukçusu baban, ben ancak gugukçusu olarak sürekli ona sorar, söylenir; anlamaya çalışırım bütün bunları…

Ama bugün canım çok sıkkın; sabah okuduğum röportaj çok ağlattı beni…

“Oğlum 20 aylık oldu, beni tanımıyor… Kızım karnesini getirmiş, çıkmadı tahliye; ağlamadı bile kızım” diyor…

341 gündür hapiste olan ve daha ne kadar kalacağı meçhul olan bir baba bunları söyleyen… Mustafa Balbay…

Ben tanımam onu… İyi bir Cumhuriyet gazetesi okuru olamadım hiçbir zaman çünkü… Hatta hep biraz soğuk, biraz mesafeli buldum…

Gazete bayilerinde renkli bir sürü gazetenin yanında, ağır bir tavırla duran “saray soylu” ifadesi kimi zaman tedirgin etti, kimi zaman hayranlık uyandırdı…

Ama gazeteci kimliğinin çok ötesinde dokundu bugün yüreğime Mustafa Balbay…

İsyan ettim, ağladım bu sabah…

Çünkü seni 1 gün bile görmediğinde nasıl burnu sızlayarak “çok özledim oğlumu” diye aradığını bilirim babanın…

O da çok iyi bilir babasızlığı; belki de henüz çok küçük bir çocukken babasını yitirdiği içindir sana olan bu düşkünlüğü… Sen hiç babasız kalmayasın diyedir duaları…

Dedim ya hukuktan anlamam ben bebeğim, suç varsa hemen cezalandırılması gerektiğine; suç yoksa da haksızlık yapılmaması gerektiğine inanırım…

Adalet duygum bu kadar basittir…

Ama bir çocuğun gözlerindeki hüznü ve neşeyi bilirim…

Babasız bir çocuğun en güleç halinde bile yüzünden bir anda gelip geçen “hasret” duygusunu tanırım…

Babasının kollarında çığlıklarla, kahkahalarla dönen bir çocuğun ise kendini “dünyanın en güçlü insanı” hissederek hayata nasıl güvenle baktığını görürüm…

İşte bu nedenle gidip kızına, minicik oğluna sarılmak istedim; “geçecek” demek istedim… “Cesaret, güçlükler karşısındaki zarafettir” demek istedim…

Yapamadım; sana sarıldım ağlayarak…

Ah be gün yüzlüm… Bilsen, hiç anlamam hukuktan, ama adalete yürekten inanırım…

Hakkın er ya da geç yerini bulacağına; kul hakkı yiyenin bu dünyada olmasa bile

Tanrı’nın huzurunda hiç huzur bulamayacağına inanırım…

Hem de öyle çok inanırım ki; umutla dua ederim… Babasız, annesiz tüm çocuklar için…

Hak için, adalet için…

Sevgiyle, adaletle ve cesaretle kal bebeğim…

Annen

Reklamlar