Etiketler

Hani herkes bugünlerde bir şeylerden “tatmin oluyor” ya, işte ben olamadım bir türlü.

Ne açıklamalar, ne reyting, ne de gelir kaygısı tatmin etmedi beni.

Geçen akşam televizyon tarihimizin (bana göre) en güzel dizilerinden birine “manasız nedenlerle” veda ettik.

Türkan Hoca’nın hayat hikayesi gibi dizisi de mücadele içinde geçti.

Gün değişti, saat değişti, gecelerce bizi uykusuz bıraktı; yılmadık.

Çünkü çok sevdik…

Sadece mesleğindeki başarılarını değil; Ertem Eğilmez filmlerindeki gibi sıcacık aile ilişkilerini de sevdik.

Özlediğimiz dil zenginliğini, eski pırıl pırıl Türkçeyi yaşadık.

Her bölümünde hayat dersi gibi yüzümüze çarpan yaşama ve yaşatma tutkusunu, insanlığı, vicdanı içimize çektik.

Bizden başkasına ve acılarına ne denli yabancı olduğumuzu hatırladık; bencilliğimizden utandık.

Bu politik bir mücadele değildi Muhterem Beyler ve Bayanlar.

Bu bir kadının “insanlık” mücadelesi idi…

En yakınındakilerin bile cahil zihniyetlerine başkaldırışının hikayesi idi; kendini hem kadın hem anne hem de meslek anlamında ispat etmeye çalışan bir kadının zorlu savaşıydı.

Öyle güzel bir kurguyla, öyle güzel bir senaryoyla, öyle güzel oyuncularla, öyle ince ince işlenmiş bir sevgi hikayesiydi ki; yüreğinde sevgi taşımayanlar asla anlayamaz.

Ama ben de anlamıyorum.

Aile yaşantımıza zarar veriyor, ahlakımıza ve hatta ecdadımıza dokunuyor diye kıyametleri kopardığınız diziler gümbür gümbür devam ederken, reklam verenler çekiniyor diye bu dizinin kaldırılmasını anlamıyorum.

Neden çekindiniz sahi?

Türkiye’den cüzamı silen bir kadınının öyküsü mü korkuttu sizi?

Sürüp giden düzene boyun eğmeyen, mesleğini sadece yaşatmak değil de birilerinin hayatına dokunmak felsefesiyle sürdüren bir kadından mı rahatsız oldunuz?

Çocukların özellikle de kız çocuklarının okuması için çabalayan bir cesur yürek mi ürküttü sizi?

Genelevde çalışan kadınlara “mal” gibi değil de, yardıma ve şefkate ihtiyacı olan insanlar gibi davranması mı kötüydü?

Mesleğine olduğu gibi ailesine, çocuklarına, dostlarına da tutkuyla, aşkla bağlı olması mıydı sizi huzursuz eden?

Yoksa bütün bunları “yalnız ve tek başına” bir kadının başarması mıydı?

Diziyi yayından kaldırarak; binlerce yürekte ona duyulan sevgi ve saygıyı da yok edebileceğinizi mi düşündünüz?

Neden korktunuz? Neden kaçtınız?

Sahte imajlarla, ağalarla, mafyayla, silahlarla, barbi bebeklerle, ihanetlerle, tecavüzlerle, dayakla dolu dizilerinizden kazandığınız milyonlarca liranızla, gerçek bir “insan”ın ardında durmak bunca zor muydu?

Hepsini geçtim, çok güzel bir “aile” dizisiydi be…

Her izlediğimde Neşeli Günler, Gülen Gözler, “yılmayacağız, yıkılmayacağız” diye masaya yumruğunu vuran Yaşar Usta vardı sanki karşımda.

Umut veren, sımsıcak saran bir sevgi hikayesi idi…

Yazık oldu, yazık ettiniz…

16 Nisan 2011

Reklamlar