Etiketler

Sevgili Beyim beni gaza getirmek konusunda çok ustadır.

Ben de anında kurmalı tavşanlar gibi ortalığa salınırım ve de çok eğlenir bu halimle.

Misal dün akşam kavgalı bir apartman toplantısına gönderdi beni.

Hemen yan tarafımızda dikilen 58 katlı bina yüzünden büyük tartışmalar yaşanıyor bugünlerde. Yönetim de “ilgili” kat maliklerini ve inşaat yetkililerini bir araya getirdi.

Bir önceki akşam “Ben yetişemem, sen git onlara söyle, yeşil olan olarak geçen yere böyle bir bina yaptıkları için dava edeceğiz onları” dedi.

Ben de tabii aldım gazı, hatta daha da etkili görüneyim diye ses kayıt cihazımı toplantı masasına koyup “kusura bakmayın, gazetecilik alışkanlığı” diye havamı basıp, başladım atıp tutmaya.

Çevrecilikten girdim, hukuksuzluktan çıktım; şehir bölge planlaması hakkında büyük bir bilgin edasıyla vaaz verdim; son olarak da onları dava edeceğimizi söyledim ve kat maliklerinin desteği ile vatandaşlık görevini yerine getirmiş omuzları dik bir insan evladı olarak geri döndüm.

Bu arada profesyonel görüntümden etkilenip de hangi gazetede yazdığımı soran kat maliklerine “efendim, yazılı basın devri kapanıyor, ben de ünlü bir internet yazarıyım” cevabını verdim.

Yazmanya Canavarıyım diyecek halim yoktu ya.

Eve geldiğimde Beyim bana “kızım biz kat maliki bile değiliz, kiracıyız, en fazla taşınırız buradan” demesin mi? Yüzüne ışık tutulmuş kurbağa misali 10 dakika kalakaldım vallahi.

Aslında anlamam gerekirdi; Beyimin beni gaza getirip de yazdırdığı yazılardan hapse girmem ümidinden vazgeçip müteahhitlere bacağımdan vurdurma hayali olduğunu.

Neticede bu bizim evin bir rutini.

Her sabah gazeteye bakıp da, “bu tam senin yazacağın haber” diyerek en çetrefilli, en tartışmalı konularda beni gaza getirir kendisi.

Dersim’i almış da ediyor ezber;

Bu da size “kapak” olsun;

Al da onu münasip bir yerine koy;

Biz de mi çadırda yaşasak ne?

Katırın hakkını korumak bize ait;

Ben tecavüz etmedim, misafirperverlik gösterdim gibi özlü sözlerden ve gündemlerden kendimi itinayla korumaya çalışıyorum her gün.

Lakin bugün Kuzu kılıklı Kurt hakkında gaza gelmek üzereyim, hatta üzereyim fazla çoktan geldim bile…

Nitekim zat-ı muhteremin, 4 kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra 1,5 yıl boyunca Kuran kursunda “çocuklara” ne gibi dersler verdiğini çok merak ediyorum.

Daha da merak ettiğim “Hayırsever Hacı Fahrettin”e sahip çıkan İmamın “Tecavüz hatası yapsa da kalpten pişman olduğuna inanıyorum. 19 aydır hiç şeytanlık yapmadı. Yakalandığında onun için çok dua ettim, Allah kurtarsın” cümlesini nasıl sarf edebildiği?

Dini bilgim eksiktir, kabul ama hep söylediğim ve yürekten inandığım bir söz vardır: “İçindeki vicdan, Tanrıya en yakın olduğun noktadır”

Pişmanlık yok, utanç yok, günahı suçu üstlenmek yok.

1,5 yıl saklanıp da insanların gözünü boyamaya çalışmak, olmadığın biri gibi olmaya çalışmak var. Üstelik bunun için dini, Allah’ı, Kuran’ı kullanmak var.

Ne yani?

İman, inanç, Allah korkusu böyle bir şey mi?

1,5 yıl tuvalet temizliği yapınca, temizleniyor mu insanların kirliliği de?

Bu sahte yaşamları, bu ikiyüzlü ruhları, bu yüreksizliği, bu vicdansızlığı içim almıyor bir türlü; midem bulanıyor.

Gaziantep’in meşhur “İmam Çağdaş” lokantasını çok severim ama bu “Çağdaş İmam”ın lafı fena halde mideme dokunuyor vesselam.

Türkan Şanverdi Avcı

30 Kasım 2011

 

Reklamlar