Bir varmış, bir yokmuş…

Hiçbir sorunun olmadığı, herkesin sırça köşklerinde güllük gülistanlık yaşadığı ülkenin birinde, canı sıkılan bir siyasetçi televizyonu açmış.

O da ne?

Karşısındaki sunucuda dekolte…

Haliyle rahatsızlık duymuş ve tüm toplumun duygularına tercüman olarak, bu durumu hiç de tasvip etmediğini bildirmiş.

Ve her demokratik ülkede olması gerektiği gibi, doğal olarak o sunucu da bir anda kapı dışarı edilmiş.

Demokrasinin olmadığı ülkelerde, böyle bir durumda, önce o kanalın çalışanları ve diğer meslektaşları ortalığı ayağa kaldırırmış.

Tabii hangi görüşten olursa olsun, kadın siyasetçiler, sivil toplum örgütleri de taş taş üstünde bırakmazmış.

Ancak demokrat ülkelerde, herkesin her türlü koşulda çalışma zorunluluğu, pardon “özgürlüğü” olduğu için bu da 3 gün sonra unutulacak vakalar arasına girmiş.

Hala şaşırıyor olamazsınız, başı da sonu da belli bu öykülerin…

Ne okula gitmek yerine; babası hatta dedesi yaşında adamlara eş diye verilen kız çocuklarının travmaları, intiharları umurunda yöneticilerimizin…

Ne de her gün şiddete, tacize, tecavüze maruz kalan kadınlar…

Ne çalışan annelerin yaşadığı sıkıntılar, ne de cinsiyet eşitsizliği…

Zira kadını görmüyorlar, kadına bakıyorlar…

Ve ondan kadının olduğu ya da olması gerektiği yer değil rahatsızlık duyup da çözüm üretmeye çalıştıkları…

Tek mesele, bakarken, kadının görünen yerleri…

Reklamlar