Ne yalan söyleyeyim, benim hayatımda yer etmiş, bütün hayatımı değiştirmiş, “Ölü Ozanlar Derneği” misali çocuklarıma dahi anlatacağım dersler vermiş öğretmenlerim yok, varsa da ben hatırlamıyorum, aflarına sığınarak.

Örneğin çok başarısız olduğum matematik dersinden nefret ederdim, haliyle hiçbir matematik öğretmenimi hatırlamıyorum.

Coğrafya öğretmenimden çok, dağların dik mi yoksa paralel mi uzandığını ezberlemeye çalıştığımız kaldı aklımda.

Fizik, biyoloji zaten bende sıfır… Hala da öyledir.

Din dersinden kaçacak delik arardım, duaları bir türlü adam gibi Arapça ezberleyemediğim için.

Müzik deseniz, yetenek hiç olmadı şahsımda, ama hepimiz blok flüt çalmak zorundaydık sanki. Sözlüler bildiğiniz kabustu…

Tombul bir kız çocuğu olarak, beden eğitimi derslerine ilişkin travmaları zaten pas geçiyorum müsaadenizle.

Edebiyat dersi, Türk ve dünya yazarlarını okuyup yorumlamaktan çok “failatün failatü…” ezberiyle geçti.

Ama mesela Almanca öğretmenimizi çok net hatırlıyorum.

Zira 90’lı yıllarda, daha biz lisedeyken kardeş okul ayarlayıp da bizi Almanya’ya götürmüştü. Ki daha o yaşta aileden uzakta, özgüven kazanmak ve farklılıkları yaşamak adına müthiş bir deneyimdi bizim için.

Bugünün internet çocukları için belki sıradan durabilir, ama tek kanallı televizyonun çocukları olan bizler için dünya nasıl da büyük ve zengin görünmüştü o zamanlar.

Almancam hala kötüdür ama o değişim programı çok şey değiştirmiştir hayatımda.

Ondan sonra heves ettim, yurtdışına eğitim ya da staja gitmeye.

Ondan sonra daha çok merak ettim dünyayı.

Ve sonrasında defalarca iş ya da staj için gittim yurtdışına.

Yani diyeceğim odur ki, öğretmen aslında dünya görüşüdür…

Çocuğun ailesinden çok gördüğü, örnek aldığıdır…

O mutlu olacak, o aşkla dolu olacak mesleğine karşı ki yepyeni dünyaların kapılarını açsın çocuklara…

Siz ona üç kuruş verirken, sokaklarda gaz bulutuna boğarken o nasıl zengin ve hoşgörüyle dolu bir dünya sunsun öğrencilere?

Dahası mesleğini sürdürecek tek bir cümle, yürekleri ağızlarında bir atama beklerken, siz hangi cesaretle ve yüzle kutlarsınız onların gününü?

İlkokul, ortaokul, lise ve hatta üniversite…

Ben özür diliyorum bütün öğretmenlerimden…

Onların yaşadığı sıkıntıları anlamak için bu kadar geç kaldığım, hatta belki de hiç anlayamadığım için…

Peki ya siz?

Siz ne diyeceksiniz “öğret bana” diye sığındıklarınıza?

Ve nasıl bakacaksınız gözlerinin içine hiç sıkılmadan?

Reklamlar