Sevgili Oğlum,

Zor günler geçiriyoruz…

Hiç olmadığı kadar güneşli geçen kış ayına inat; sıkıcı, karanlık günler…

Yalanlar, iftiralarla bölünmemiz, parçalanmamız isteniyor ve ne yazık ki de başarılı olunuyor; darmadağınız hepimiz.

Adalete, demokrasiye inancımız kalmadı ya da belki de inatla inanıyoruz.

Seni nasıl bir gelecek bekliyor diye karamsarlığa kapılıyorum sık sık.

En çok da böyle anlarda sarılıyorum mizaha ve sağ olsun güzel yurdumda mizah hala varlığını sürdürüyor, üstelik de hayatın doğal akışı içinde.

Bak mesela Bursa’da bir vatandaşımız, Muhteşem Yüzyıl dizisini izleyip de Kanuni hakkında suç duyurusunda bulunmuş.

“Ben diziyi izliyorum ve çok etkilendim. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlunu boğdurarak öldürmesi sebebiyle adliyeye geldim ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Şehzade Mustafa’nın itibarının iade edilmesini ve Padişah Kanuni Sultan Süleyman’ın padişahlığının geri alınmasını istiyorum” diyor.

Haklı valla, hepimiz rencide olduk izlerken bu olayı. Dizisini yapmasalardı haberimiz bile olmadan sevip duracaktık tarihimizi belki de.

Sonra duyduk ki haklarında soruşturma açılan çocuklar, siyasetçiler ve iş adamları soruşturma açan savcıları şikayet edecekmiş.

Onlar da haklı, 3-5 kuruş için insanın itibarıyla oynanmaz ki.

Ne yaptı bu insanlar?

Yazı mı yazdı? Sahteliği kanıtlanmış delillerle hapse mi girdi? Nedir bu linç kampanyası Allah aşkına?

Linç demişken, Kabataş’da söylendiği gibi bir linç olmamış bu arada. Deri eldivenli, kırbaçlı bir sahne yaşanmamış yani.

Oysa biz aylardır bu “filmin vizyona girmesini”, yani görüntülerin yayınlanmasını bekliyorduk. Peki şimdi derili, kırbaçlı fantezilerimizin itibarı ne olacak?

Ah günyüzlüm, bilsen ne büyük dertlerimiz var bizim ülke olarak.

Allah razı olsun, duyarlı kişiler de var.

Örneğin Başkentin Başganı çok duyarlı bu dertlerimize.

Başkent olsanız ne yazar, deniziniz bile yok diyemeyecekler artık bize ki kendisi deniz de getirecek buraya, güveniyoruz.

Bir de şehrimizin dört bir yanına kapı konduruyor bu aralar.

Artık kimse Angaralılara “Kapısız köyden mi geldin?” diye diklenemeyecek çok şükür.

Yine de nacizane bir merakım var benim.

Malum Ankara, neredeyse Polatlı’yla birleşti.

Şimdi o kapıların dışında, mesela Başkent Üniversitesi’nin ilerisinde oturanlara Angaralı mı diyeceğiz yoksa “dış kapının mandalı” mı?

“Bunca yıldır Ankara’da yaşıyoruz sanıyorduk, bir anda kapı dışarı edildik” diye düşünenlerin iade-i itibarı nasıl olacak?

“Kapı açık, arkanı dön ve çık, istenmiyorsun artık” mı diyeceğiz onlara?

Ben olsam, hemen şikayet eder iade-i şehrimi ve dahi itibarımı isterim, taahhütlü tarafından. 461 yıl sonra Şehzade’nin isteniyor da, 2014 yılında Angaralı’nınki niye istenmesin?

Anlayacağın sana aydınlık bir ülke vaat edememem oğlum ama komik bir ülke bırakacağımız kesin.

Çözemezsen de gülersin en azından…

Annen

Reklamlar