Sana ilk mektubumu 16 sene önce yazmıştım.

Çok sevdiğim Hocam Ahmet Taner Kışlalı’yı ve ailesini anlatan kitabını okuduktan sonra, arka sayfada yazarın mail adresini görünce, hiç tanımadığım bu adama bir mektup yazdım.

23 yaşındaki bir kızın, cevap bile beklemeden cahil cesaretiyle yazdığı o mail tam 16 yıllık bir dostluğun başlangıcıymış meğer.

Günlerce aylarca yazıştık birbirimizi hiç görmeden.

Ben sana sevdiğim adamı anlattım, sen bana hayatı ve sevgiyi.

Hiç bu kadar zorlanmamıştım sana mektup yazarken, kelimelerimi duygularımla buluşturmak bu kadar ağır gelmemişti.

“Çocuk” derdin bana, kızdığın zaman da “eşek kafalı Koç”; ben de “Huysuz İhtiyar” derdim sana.

Mızmızlığı hiç sevmezdin…

Hayat sevmek, gülmek, yemek, içmek, hayvanlardı…

Güzel bir şişe şarap bir de dostlar varsa tamamdı…

Bir tek kanasta oynarken çok ciddi olurdun, hele de yenilirsen… Biz genelde Ortak olduğumuz için, bana kızardın hep, kağıt saymayı beceremiyorum diye.

Sevdiğim adamla ilgili soru işaretlerimi anlatırken, “siz iki eşek kafalı birbiriniz için yaratılmışsınız” diye diretirdin.

Evleneceğimizi duyduğunda yine yazmıştın bana.

“Benim senden ve erkek’inden beklentilerim hiç son bulmayacak.

Bizler sizin acı ve mutluluklarınızı paylaşmak için hep varız.

 Ama dikkat: uyuz uyuz oturmak yok…

Yaşayacaksınız…

Geri adım atmadan, arkaya bakmadan…

Sen, erkek’inin, o da senin değerini iyi bileceksiniz artık…

Birbirinizden öğreneceğiniz, birbirinize vereceğiniz çok şey var…

Kapatın kapılarınızı tüm negatif enerjilere, kıskançlıklara…

Açın kapılarınızı sonuna kadar, birbirinize…

 Sizlere çok güveniyor, sizleri çok seviyorum.

Sizin mutluluğunuz ve başarılarınız bizi mutlu edecek hep…

Bunu bilmeniz için yazdım bunları..

 Benim istediğim uçuşa nihayet geçtin çocuk…

İyi uçuşlar…

 SITKI…….”

Çocuğum olacağını öğrendiğinde yazdığını ise unutmam mümkün değil “Cinsiyetini öğrenince haber verin, kız ise şampanya açacağız, erkek ise bir daha yaparsınız!”

Üç erkek babası olarak, hep kızın olsun isterdin…

Daha iki hafta önce konuşmuştuk.

Her şeyle olduğu gibi hastalığınla da dalga geçmiştik.

“Doktorlar en fazla 3 yıl ömür veriyorlar” dediğinde sana “Daha ne istiyorsun, bu ülkede çok bile o süre” demiştim de gülmüştük.

Ama biliyordum, anlamıştım senin uzun bir tedavi ve hastalık dönemi çekmek istemediğini.

Çünkü hayatın boyunca karşılaştığın bütün sorunlara, üzüntülere rağmen, sen “yaşamak” için var olan biriydin.

Ölmeyi beklemek yerine, ona kendin gitmeyi tercih ederdin ve yine beni şaşırtmadın.

İyi uçuşlar Huysuz İhtiyarım…

Seni tanıdığım, seni sevdiğim, benim dostum olduğun, bana bize emek ve yürek verdiğin için teşekkür ederim…

Yukarlarda bir yerlerde mutlaka yine buluşacağız biliyorum, bu Çocuk’tan öyle kolay kurtulamazsın çünkü…

Reklamlar