Sevgili oğlum,

Henüz bilmiyorsun ama deden büyük bir hayranı olduğu için benim neredeyse bütün çocukluğum James Bond filmleriyle geçti.

Teknolojik silahlar, planlar, ajanlar, gizli ilişkiler, iyiler kötüler…

Ajanlık en sevdiğimiz oyunlardan biriydi, 007 ise kahramanımız.

Çok hoşumuza giderdi, “Bond, James Bond” repliği…

Her şeyden, herkesten şüphelenirdik…

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını düşünürdük…

Ama sonuçta bütün gizli planları açığa çıkarır, dünyayı kurtarırdık…

Şimdi ise bakıyorum bakıyorum ama olan bitenden hiçbir şey anlayamıyorum oğlum.
2007’den beri planlar, kazılar, komplo teorileri, listeler uçuşuyor havada…

Nereye baksam Savcı “007, Öz Zekeriya Öz” ; elinde de name name 2.455 sayfalık iddianame.

Ve sonrasında boyumuzu aşan dalgalar…

Gece vakti, sabaha karşı kapılar çalınıp insanlar evlerinden apar topar alınıyor. Bu kadar açık kapı arasında hepimiz cereyanda kaldığımız için haliyle “serin devlet” olduk.

Sorular, sorgular, yorumlar, tartışmalar…

Kafam allak bullak oldu. Kim iyi kim kötü, kim vatanperver, kim vatan haini çözemiyorum.

Her haberde, her yorumda mevcut olan azıcık aklım biraz daha karışıyor.

Zaten muhterem baban hep derdi, “2 aykü ile yaşıyorsun, onun birini de oğlana verdin, kalanı ile nefes alıp verebiliyorsun en azından” diye.

İşte şimdi o kalan 1 aykü da karıştığı için ciddi nefes darlığı çekiyorum oğlum.

Kendimi Bangladeşli komşuları tarafından kaçırılıp da neredeyse iki yıl sonra geri getirildiği ülkesinde yabancılık çeken, şaşkın ve korkmuş gözlerle etrafı izleyen minik Tuğba’ya benzetiyorum.

Hani özünü, sözünü anlamadığı insanların arasında Bengali dili ile korkusunu anlatmaya çalışan o minik kıza…

Öyle boş, öyle şaşırmış bakıyorum olup bitene…

Tamam diyorum, bu sefer anladım galiba…

Dost sohbetlerinde “şimdi efendim işin aslı şudur!” diye bilgiçlik taslayabileceğim nihayet…

Derken yeni bir son dakika, yeni bir açıklama geliyor; ya da ne bileyim bir dostum “meraklısına Ergenekon” diye bir mail gönderiyor ve hooooop bendeki bütün bilgiler birbirine giriyor.

Ekrana, gazeteye ya da televizyona bakıp bakıp sonra da babana dönüp “dıgıl dıgıl dıgıl” diyorum Avanak Avni misali.

O kadar bilgi bombardımanından sonra aklıma gelen tek yorum o oluyor nedense.

Anlayacağın durumum çok vahim oğlum…

Kim, kiminle, nerede, ne yapıyor, kim görmüş, ne demiş çözemiyorum bir türlü…

Bendeki yılların ajan kültürü bunca karmaşık ilişki, bunca komplo teorisi karşısında komple çöktü…

Artık şöyle tanıtıyorum kendimi: Vatandaş, Şaşkın Vatandaş…

Bütün bu olup biten hakkında ne mi düşünüyorum: Dıgıl dıgıl dıgıl…

Annen

 

 

Reklamlar