Biliyorum gündemde çok ciddi, çok önemli konular var…

Ama bugünkü gazetede şu haberi görünce ister istemez yüzümde kocaman ve aynı zamanda acıklı bir gülümseme oluştu.

“Ramazan Bayramı hazırlıklarından yorgun düşen 40 yaşındaki Malezyalı ev kadını, erkenden yattı. Bir saat sonra yanında bir erkeğin yattığını gören kadın, yüzünü görmediği adamı kocası sanıp onunla sevişmeye başladı. Kadının kısa bir süre sonra eve gelen kocası ise karısının evlerinde birkaç aydır kalan 29 yaşındaki arkadaşıyla seviştiğini görünce şoke oldu. Malezyalı kadının tecavüz suçlaması üzerine misafir, polis tarafından tutuklandı”

Hani yakın zamanda çok konuştuk ya “Malezya olur muyuz?” diye, benimki de algıda seçicilik olsa gerek.

Haberi okuyunca, Malezya olur mu yoksa olmaz mı tartışmaları süren ülkemde yaşayan bir kadın gözüyle baktım olaya, ister istemez.

Kadınının günlüğü, Ekim 2007:

“Sabah erkenden kalkılacak, ev işleri yapılacak, bayram için yemek hazırlanacak, suyun altı yakılacak zira akşam kocayla sevişilecek, eğer olmazsa da hazırdaki sıcak suyla çay demlenecek…”

Tabii bu arada koca yerine “yanlışlıkla” evdeki misafirle sevişilirse, en yakındaki karakola başvurulacak…

Öte yandan, doğrusunu isterseniz bu hikayede fazlasıyla ustaca bir kurnazlık olduğunu düşünüyorum.

Hatırlarsanız Selahattin Duman yazmıştı zamanında: “Karınız bir gün sizi yatakta başka bir kadınla yakalarsa bile yiğitliği elden bırakmayacak üstüne dönüp de karınıza kızacaksınız, “Allah Allah bu yanımdaki kadın da kim, hem sen ne biçim kadınsın ki yatağıma girip çıkana dikkat etmiyorsun” diye…

İşte bana da o yazıyı hatırlattı bahsettiğim haber.

Ama eğer gerçekten böylesine bir kurnazlık yoksa durum daha da beter.

Yani düşünün, bugün biz pin kodu olmadan cep telefonlarımızı açamazken, bankalar yedi düvel soy ağacımızı tek tek saydırmadan elma çekirdeği bile vermezken kadının kocasıyla bir yabancıyı dahi ayırt edememesi cidden vahim bir durum değil mi?

Kadınlığı, eşliği “gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” şeklinde yaşamak kadar kötü bir duygu olabilir mi acaba?

Dokunmayı ve dokunulmayı unutmak, hissetmemek, her daim görevlerini hatırlatan sistemle donanmış bir robot olmak…

Bir kadın için daha dramatik bir ruh hali daha düşünemiyorum…

“Kadife eli demir bir eldiven içine hapsolmuş insanlar, duygularına bile yabancılaşmakta” diyor Desmond Morris “Sevmek Dokunmaktır” isimli kitabında.

Ne yazık ki bizler, özellikle de kadınlar uzaklaştırıldıkça kadife ellerimizden, hapsetikçe duygularımızı demir eldivenlere, her geçen gün daha fazla yabancılaştık, hem kendimize, hem de çevremizdekilere…

Bu “yanlışlık” öylesine büyüktü ki dokunmayı bilmeyen kadınlar, bir türlü öğretemedi ne sevmeyi ne de sevdiğine hissederek dokunmayı…

Demir eldivenlere hapsedilmiş duygular özgürce dışarı çıkamadıkça, sıcaklık yüzünden gün gelip öyle ısındı ki, isteseniz dahi elinizi süremediniz… Ve öylesine derin yaktı ki, acıdan su topladı ümitsizce ona uzanmış elleriniz, aklınız, yüreğiniz…

Her neyse…

Malezya olmak ya da olmamak, şimdi bütün mesele bu…

Ama eğer kadına biçilen rol böyle birşeyse ve bu “yanlışlık” kadınların da kabulüyse gerçekten, diyorum ki lütfen kocalarımıza da bir sistem kuralım olası diğer “yanlışlıkları” önlemek için.

Kadının adı olmayacaksa, bari en azından kocanın “pin kodu” olsun…

Reklamlar