İşyerimin penceresine bir kedi geliyor her gün… Bütün derdi kendini sevdirmek… Gözlerini gözlerimden ayırmadan miyavlıyor…

Misket yeşili gözleri, alıp götürüyor beni bu diyarlardan…

Ah o misketler yok mu?

Çocukluğumun en kıymetli hazinesi… Cebimde olunca ıslık çalarak koşturduğum… Uğruna ne dayaklar yediğim, sonra gidip ilk sevdama hesapsız sunduğum…

Hatırlıyorum da bir tek “onun” için ihanet etmiştim misketlerime. Hani şair demiş ya:

O da benim gibi, tastamam beş yaşında.

Adımı unutuyorum, gözlerine bakınca.

Ne şeker yiyorum, ne misket oynuyorum.

Galiba bu günlerde, ben aşık oluyorum…

Bir tek o günlerde gözüm görmezdi o kıymetli, parlak dostlarımı…

Nasıl görürdüm ki? Sevdiğimin, gözleri mavi mavi yanardı… Güneş bir tek onun gözlerinde parlar, çocuk gözlerim hayaline dalardı…

O yaz günü bir merdiven başında, ilk defa ihanet ettim misketlerime… Usulca bıraktım avuçlarına, belki beni sever diye… Baktı, gülümsedi…

İlk defa misketlerim olmasa da ıslık çalarak koştum eve… O gece karar verdim, biran önce büyüyüp bakkal olmaya… Böylece her gün ona en sevdiği gazozu götürmeye…

O yaz, ortaklık etti ilk sevdama misketlerim… Yaz sonunda sevdiğim gidince ailesiyle, hüznümün ortağı oldular bu kez…Her gece onlara sarılıp ağladım…

Sonraki bütün aşklarımda, mutluluklarımda, acılarımda, ihanetlerimde misketlerimi hep evde beni bekler buldum…

Onlar hep göz kırptılar bana…”Bu da geçer” dediler… Ama ben hiç o kadar “çocuk” olamadım…

Şimdi hergün misket yeşili gözler bana bakıyor… “Unutma çocukluğunu… Sakın unutma sevmeyi, ne beni ne de hayatı” diyor…

Cebimde misketlerim… Gülümsüyorum…

Reklamlar