Sayın Başbakanım,

Gazetelerde okuyorum, size kızıyorlarmış “çömeldiniz” diye…

Siz de onlara kızıyormuşsunuz, haklısınız. İnsanın “diklenme” özgürlüğü kadar “çömelme” hakkı da olmalı.

Size bir iyi bir de kötü haberim var:

İyi haber, artık bu çömelme tartışmaları son bulacak.

Kötü haber, artık isteseniz de çömelemeyeceksiniz, zira bizim memleket sular altında.

Tamam, ben kendimi bildim bileli, yurdumda sular hiç durulmadı.

Hep bir fırtına, bir kaos içinde yaşadık.

“Su” uyurken bile uyumayan düşmanlarla savaştık.

“Suyu” görmeden paçaları çok sıvadık, aramızdan “su” sızmadığını düşündüğümüz dostlardan kazık yedik, “suya” götürülüp “susuz” getirildik…

Pişmiş aşlara “su” katmayalım da “suyu bulandırmayalım diye korktuk… “Su”stuk…

Açız “su”suzuz, taşı sıksak “su”yunu çıkarırız, “su”dan ucuz işe bile razıyız diye kapıları aşındırmaktan ayaklarımıza kara “su”lar indi…

Bir bardak “su”da fırtına koparmayın dendi, “su” koyuverdik…

“Su”yumuz daha fazla ısınmasın diye kendimizi “su”ya sabuna dokunmayan işlere, dizilere verdik.

Böyle kaç zaman geçti, köprülerin altından ne “su”lar aktı…

Hep havanda “su” dövdük…

“Su” gelirken güldür güldür, gelsin de bir yar bizi güldürsün diye şarkılara sığındık.

Yüreğimize “su” serpecek, “su” katılmamış yöneticilerin hayalini kurduk…

Konuyu “sulandırmak” istemem ama bu defa cidden sular altında kaldık.

Şehrin orta yerinde insanlar sel sularına kapılıyor.

Evlerimizi sular basıyor…

Arabalarımız kayık gibi bir o yana bir bu yana sallanıyor…

Marketlerde ekmek reyonlarının yanında botlar, şnorkeller satılıyor…

“Dibini görmediğiniz su birikintisine basmayın” diye uyarılar yapıyorlar…

İşin suyu çıktı; Ankara’da, İstanbul’da bir kaşık suda boğuluyoruz…

Diyeceğim odur ki, dert etmeyin Sayın Başbakanım.

Acıyı acıyı kesermiş, su da sancıyı…

Yakında ne siz ne de bir başkası çömelemez bu memlekette…

Su götürmez bir gerçek ki; suyunun suyu, çoktan boyumuzu aştı…

En “derin” saygılarımla…

29 Haziran 2010

 

 

Reklamlar