Nihayet düğün bitti… Aklımda ne kaldı?

25 kişilik bir ev, kalabalık ve gürültüden şaşkına dönmüş bir köpek, tam gün şoförlük ve tüm ayak işlerini yapan damadın kız kardeşi yani bendeniz, düğünde tek lokma yiyemeyip de üzerlerindeki düğün kıyafetleriyle gecenin 2’sinde köfteciye giden gelin, damat ve muhterem aileleri…

Tabii bir de her düğünde olduğu gibi, tüm bekarlara “aç tavuk” muamelesini reva görüp de “darısı” başına sözlerini muhtelif defalar tekrarlayan aile büyükleri ve arkadaşlar.

Özetle, gitti balayına ağabeyimle karısı, kaldı bana darısı…

Ben bir türlü anlamıyorum insanların tüm mutluluğu ve başarıyı evlilikte görmelerini…

Ellerinde olsa bavulu kaptıkları gibi karısından, kocasından kaçacak dostlarım bile “darısı başına” diyor ya, pes doğrusu…

İyi bir okul bitir, güzel bir işin olsun, kendi ayaklarının üzerinde dur, başarılı ol… Yok kesmez… Ah bir de evlensen, tam süper olacak…

Yahu belki istemiyorum ben darı marı… Karnım tok, sırtım pek… Memnunum halimden, bekar hayatımdan…

Şart mıdır yani mutlu olmak için sol elimde bir halka? Hem evlenince onlar eriyor muradına da, biz kerevetine mi çıkıyoruz sanki?

Yine sesler yankılanmaya başlıyor evin içinde “eeee çocuk düşünmüyor musunuz?” diye… Hadi yanılıp yakılıp da bir tane yaptın, “bu çocuk tek başına yalnız hisseder, hem şımarık olur, kardeş lazım” demiyorlar mı?

Vallahi şu hayatta ne kendine eş alanlar huzurlu, ne de evde kalanlar…

Sevgiye, aşka, birlikteliğe sözüm yok tabii…

Ben yalnızlığı çok sevmem.

Başımı omzuna yaslayıp da ağlayacağım bir omzu, sımsıkı saran kolları, sevgiyle bakan gözleri severim…

Evimde, yaşamımda bana eşlik eden bir ses, bir gülüş, bir dokunuş, bir yürek olduğunda mutlu olurum…

İnsanın ancak birini gerçekten sevdiğinde ve biri tarafından gerçekten sevildiğinde tamamlanacağına inanırım…

Hani şair demiş ya, soğukta mis gibi demlenmiş çay güzeldir de “kaç şeker alırsın?” diyen ısıtır aslında insanın içini, bilirim…

Bilirim de, şu “alanlarla kalanları” herkes rahat bıraksa da biz de gönlümüzce yaşasak sevdalarımızı isterim…

Al işte bir tebrik telefonu daha… Yine onlara “hayırlısı”, bana “darısı”…

Diyemiyorum ki “Size ne kardeşim? İstemiyorum darı marı… İşi resmiyete dökmek şartsa alnıma iki damga pulu yapıştır gezerim… En kötüsü kendimi buğday ambarında hayal eder mutlu olurum…”

Mecburen yazıyorum…

(Bu yazıdan birkaç ay sonra ben de evlendim, darısı başınıza…)

Reklamlar